Özgüven 🎧
Özüne güvenen çocuklar yetiştirmek için...

Son zamanlarda dinlediğim ve beni etkileyen bir podcast’ten bahsetmek istiyorum.
Marisa Peer’in konuk olduğu, “Özgüven ve başarı için zihnini yeniden programla” üzerine konuşması, bana hem faydalı hem de düşündürücü geldi.
Marisa Peer, dünyaca tanınan bir terapist ve Rapid Transformational Therapy adlı ekolün kurucusu. Onlarca yıllık tecrübesiyle hem terapistlere hem de bireylere ilham veren bir isim.
Hazırsanız beni en çok etkileyen bölümlere başlayalım:
Özgüveni etkileyen olumsuz düşünceler nereden geliyor?
0-6 yaş arasında çocuklarda mantıktan çok duygu hakimdir. Bu dönemde çocuğun ihtiyaçları karşılanmadığında, “Beni sevmiyorlar, başarısızım, yeterince zeki değilim, iyi değilim, değerli değilim” gibi inançlar gelişebilir. Bu düşünceler bebeklikte başlasa da en çok 3-4 yaş civarında köklenir. Çocuk, böyle durumlarda karşısındakinin değil, kendi davranışlarının değişmesi gerektiğine inanır ve “Ben daha iyi olmalıyım” diye düşünür. Bu düşünceler genellikle ebeveynin niyeti kötü olmadığı halde, yani istemeden yerleşip çocuğun tüm hayatını etkileyebilir. Ve çoğu zaman bu hikaye, ebeveynin kendi çocukluğundaki temel ihtiyaçların eksik kalmış olmasıyla ilgilidir.
‘‘Eğer bir ebeveyn çocuğuna sevgisini göstermezse çocuk ebeveynini sevmekten vazgeçmez, bunun yerine hemen kendini sevmeyi bırakır.’’
Bir çocuk neye ihtiyaç duyar? Yeteneğin rolü…
Bazı çocukların diğerlerine göre daha olumlu bir benlik algısı olabilir ama bu genelde çevreyle yakından ilişkilidir. Temel ihtiyaçlar tam karşılanmasa bile, bir çocuğun sevdiği bir alanın olması (örneğin kitap kurdu olması) ve iyi olduğunu hissetmesi, duygusal olarak daha dayanıklı olmasını sağlayabilir.
Yani çocuk sevdiği ve yetenekli olduğu alanla bu ihtiyaçlarını bir noktada kendisi karşılayabilir. Aksi halde, sevgiye ulaşamayacağını, başkalarının gözünde anlamlı olamayacağını ya da kendini ifade etmenin güvenli olmadığını düşünebilir.
‘‘Her çocuğun dört temel ihtiyacı var: bağlantı kurmak, önemli hissetmek, güvende olmak ve sevilmek.’’
İçimizdeki çocuk hep orada…
İçimizdeki çocuğun hissettikleri ve tepkileri geçmişimizden izler taşır. Ona “nerede olduğunu, ne kadar yol aldığını” göstermeliyiz.
Marisa’nın çalıştığı bir danışan, “Anneme çok ihtiyacım var” dediğinde, ona şu cümleyi kurmuş:
“Senin anneni istemen ve özlemen çok doğal ama ona ihtiyacın yok. Çünkü sen artık yetişkin bir kadınsın.”
Bu cümle, çocukla yetişkini birbirinden ayırabilmek için önemli. Çocuklar bakım verenlerine bağımlı olabilir ama yetişkin olan biz, artık bağımsızız. Bu farkındalık bile özgüveni yeniden inşa etmek için güçlü bir başlangıç olabilir.
‘‘İstemekle ihtiyaç duymak çok çok farklıdır. Sevmekle ihtiyaç duymak da öyle.’’
Ebeveynlikte en önemli şey…
Gerçekten “anda olmak” (be present). Sadece fiziksel olarak değil, duygusal olarak da…
Özellikle öncelikle telefonu kenara bırakmamız gerekiyor. Eğer o an orada olamıyorsak da bunu açıklamalıyız:
“Seninle ilgilenmemem seninle ilgili değil. Bugün zor bir gün geçirdim.”
Bu, çocuğun hem kendini suçlamasını engeller hem de benlik algısını korur.
Kötü bir çocukluğun etkileri değişebilir mi?
Geçmişte yaşananlar değişmez ama onunla ilgili düşünceler ve hisler değişebilir. Nasıl mı?
Geçmişe bakarken ailenin niyetini anlamaya çalışmak ilk adım olabilir. Yaptıkları doğru olmayabilir ama niyetlerine bakılabilir.
Eğer niyetten de şüphe varsa ve ağır deneyimler yaşandıysa (terk edilme gibi), kişi kendisini onlara inat başarabildiğine motive edebilir.
Çocukluğunda kötü deneyimler yaşamış ama başarılı olmuş birçok kişide böyle hikayeler vardır.
Diğer taraftan, özgüveni olumsuz etkileyen düşüncelerden tamamen kurtulmak mümkün. Başta sorgulayarak:
“Bu inanç nereden geliyor? Kim söyledi? Gerçek mi? Onu geçersiz kılabilir miyim?”
Ve yerine daha iyi bir inanç koymak iyileştirici olabilir: “Ben değerliyim, yeterliyim.”
İlk başta inanmıyor olsak bile…
Çünkü insan, söylediği şeye dönüşmeye başlar.
‘‘Zihninin görevi, inandığın şeyi gerçeğe dönüştürmektir.’’
Sevgi üzerine…
Marisa, bir arkadaşının çocuğuna söylediği bir cümleden bahsediyor:
"Seni o kadar çok seviyorum ki, kimse seni benim sevdiğim gibi sevemez."
Bunun yerine önerisi:
“Seni çok seviyorum çünkü sevilecek birisin. Tüm hayatın boyunca sevgi bulacaksın çünkü sen sevilesi birisin.”
Zeki olduğu, başarılı ya da güzel olduğu için değil; sadece olduğu kişi olduğu için sevildiğini bilmek, bir çocuğun ruhunu korur.
“Ben yeterliyim ve sevilen biriyim” duygusu, bir ömür boyu kişinin frekansını değiştirir.
‘‘Özgüven, olduğunuz kişiyi sevmektir.”
Marisa’nın son mesajı şu: “Ben yeterliyim, değerliyim.” gibi olumlamalar çocuklara dayanıklılık ve güç verir.
Ben her gün masa başında tekrar ediyorum, size de öneririm.
Ve siz ebeveyn olarak…
Her gün kendinize şunu hatırlatın: “Ben yeterliyim.”
Ve eğer şu an yaptıklarınızı tutkuyla yapmıyorsanız, sizi mutlu eden, geçmişte severek yaptığınız şeylere bir bakın. Hediyenizi yeniden keşfedin. Üzerine çalışın. 💜
Kendimize sorabileceğimiz birkaç soru bırakıyorum:
– Çocuğumun ihtiyaçlarını (sevilmek, önemli hissetmek, güvende olmak, bağlantı kurmak) nasıl karşılıyorum? Bunu daha iyi nasıl yapabilirim?
– Çocuğumun çok sevdiği ve diğerlerinden “daha iyi” olduğunu hissettiği alanlar neler? Onu bu alanlarda nasıl daha iyi destekleyebilirim?
– Ben hangi alanlarda “yeterli” hissediyorum ve bunu nasıl daha çok görünür kılabilirim?
Size iyi gelen ya da düşündüren bölüm hangisi oldu? Yorumlarda bekliyorum.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Sevgiyle ve umutla kalın! 💜

